« Önceki | Sonraki »

Çarşamba, Ağustos 6, 2008

yokkuşak...

Yok sevgilerin, yok sevgililerini biz yarattık korkaklığımızla. Kaçışlarımız, kendimizce hesaplarımız, nazlarımız, pozlarımız, alternatif arayışlarımız… Ah ne salak yaşamlarımız… Ne uzun ve ne çok karanlık gecelerimiz… O kuşak, bu kuşak, anlatıp duruyorlar da, bizim bellerimize “tutunamayan” kuşağını bağlayan hangi uşak? Nasıl olup da hayatımızda bir uçurum bile görmemiş olmamıza rağmen, hepimiz uçurumun titrek, cılız taşlarına asılıp kalmışız? Hangi basiretsiz edepsizin eseriyiz biz? Kimin son nefesiysek karşımıza çıksa da, üflese ya artık yüzümüze yüzümüze!

NFF

Çarşamba, Ağustos 6, 2008

geçmemiş!

Bütün görüntüler ve karanlıklar… Hepsi iç içe geçmiş; bir şeyler geçmiş ve bir şeyler meğerse geçmemiş… Hayalleri kadar bile gidemiyor, ki hayallerinin sınırları her gün daralıyor. Ne zor, aslında çok kolay olduğunu anlamak… Esip geçenlerin rüzgar müsvetteliğini neden sonra ayrımsamak… En çok yorulan zaman mı, zamanı oburca kaşıklayan mı?

NFF

Cuma, Nisan 4, 2008

dünyanın sevgi aylaklığı...

Aylak Adam’ da, Aylak Adam’ ın bile, bir kitap boyu arayıp bulamadığı… Sözden, sesten, tenden öte o arananın, bir türlü köşeden çıkıp gelmediği… Hem o gün, hem bugün, arananın aynı, bulunamayanın tıpkılığı… O kötü ve sinsi, bir türlü bulamamanın, durulan duraklarda fazla kalamamanın, her yolcunun yolunu yüklenmenin üzerine yapışan alışılmış yorgunluğu… Tek ruh olmanın özlendiği kayıp ruh tramvaylarının İstanbulluğu… Yok olmanın kıyısında gezinen kalplerin kalpsizliği… Kucaklaşmaların yetimliği… Konuşmaların lalliği… Dünyanın sevgi aylaklığı…  

"Aylak Adam, Yusuf Atılgan, Roman"

 

nur figen

Pazartesi, Mart 24, 2008

gibi...

Sanki; toprağın altında birileri, ellerindeki değnekleri oynatmaktan yorulmuş gibi… Yukarıdaki; dürtüklemeden kımıldamayan  kuklaları, ebediyen durmaya mahkum etmiş gibi… Sanki çiçekler hiç açmamış, toprakta kalan ölü kökler ve boş kara deliklerin hiç anlamı yokmuş gibi… Bütün rüyalar yaşam, bütün insanlar bir üflemelik canı olan köpüklermiş gibi… Bütün gerçekler yalan ve yalan aslında yaşamın kendisiymiş gibi… Ölüm; o uzakta sandığımız bir adımı çoktan atmış, çatlak dudaklarımıza bırakmamacasına yapışmış gibi…  

nff

Pazar, Mart 23, 2008

utanç...

 

 

 

Güneş

utana                             sıkıla

                                                               üzerimize

                              taa içimize

                                                    küserek

                                     kızarak

                                                           kızararak

                                                                                                              battı!

 

Fotoğraf ve karalama: NFF

Salı, Şubat 5, 2008

yalan şeyler...

Giden gitti, kalanlarımızla avunuyoruz... İdare lambalarının kör ışığında, idareten yaşıyoruz... Bütün gülüşler ve düşler yalan; doğru bir şey de yok zaten, biliyoruz... Güneş göz kırpıyor arada, o da gidici hissediyoruz... Kimse geri gelmeyecek; yollar sevdaya çoktan kapandı ve gecikmiş bütün baharlara, düşünmek istemiyoruz... Yeni ay, kayan yıldız, yalan kollar dileyip, gerçeğe sırtımızı dönüyoruz... Yarın yeni bir gün diyoruz; unut dünü şarkısını söylerken yine ve hep yeniden kendimizi kandırıyoruz.

 

nur figen

Salı, Ocak 8, 2008

düş!

Düş boyadı... Düş yazdı...

Düşte oynadı... Düşle ağladı...

Düşünde yaşadı...

Düşünden düştü!

 

nff

Saturday, Aralık 8, 2007

buğu...

Kabusunum şimdi... Hayatını bulutsu bir fanusa hapseden beyaz buğuyum. Kış günü sıcak evinin penceresine yapışan, silsen de yok olmayan, sudan dumanım… Damla damla süzülsem de ellerine, inadına körlüğünüm. Bak bakabilirsen şimdi… Hadi gör sıkıysa o yemyeşil parkı, ağaçları… Duy duyabilirsen şimdi... Görmediğin ama ebelediğini zannettiğin beni, anla anlayabilirsen.  

 

n figen f

Cuma, Kasım 30, 2007

yıllanmışlık...

Bir geliş ki olgun…

Kararınca dolgun…

Umut dolu ve doygun…

Kıpır kıpırken suskun…

 

Bir adım ki; uzun yolların yolcusu… Bir de yürek; yazılmamış sevdalar heybesi…

Öyle yoğun bir tutku ki, uzak masallar söylencesi… Ve nasıl bir melodi, duyulmamış ezgiler bestesi… Yıllanmış bir şarabın saklı kalmış bağları misali… Günün ortasında beliren hayalsi bir sarhoşluk gibi…

 

nff

Cuma, Kasım 30, 2007

üffff' lesem...

Tuğla tuğla yükseltmeli şimdi duvarları. Çepeçevre saklamalı aksak kalbimi. Düşünmeden açtığım kapılarımı, birer birer kilitlemeli yeniden. Aç, susuz, sana uzak karanlıklara gömülmeli. Düşmektense, düşe veda etmeli. Yaşamamalı bu bulutüstü, gülköklü sarılmaları. Duymamalı şeytanın fısıltılarını. Arzulamamalı buseleri. Uzak duruşlarınla akıl yorulmamalı. Şimdi, alelade bir sigara dumanı misali, geldiğin yere üflemeli seni.