< Blue Veil - Blogcu - Sayfa 2





yıllanmışlık...

Bir geliş ki olgun…

Kararınca dolgun…

Umut dolu ve doygun…

Kıpır kıpırken suskun…

 

Bir adım ki; uzun yolların yolcusu… Bir de yürek; yazılmamış sevdalar heybesi…

Öyle yoğun bir tutku ki, uzak masallar söylencesi… Ve nasıl bir melodi, duyulmamış ezgiler bestesi… Yıllanmış bir şarabın saklı kalmış bağları misali… Günün ortasında beliren hayalsi bir sarhoşluk gibi…

 

nff

üffff' lesem...

Tuğla tuğla yükseltmeli şimdi duvarları. Çepeçevre saklamalı aksak kalbimi. Düşünmeden açtığım kapılarımı, birer birer kilitlemeli yeniden. Aç, susuz, sana uzak karanlıklara gömülmeli. Düşmektense, düşe veda etmeli. Yaşamamalı bu bulutüstü, gülköklü sarılmaları. Duymamalı şeytanın fısıltılarını. Arzulamamalı buseleri. Uzak duruşlarınla akıl yorulmamalı. Şimdi, alelade bir sigara dumanı misali, geldiğin yere üflemeli seni.

bulutlu

Üzerime gri örtüler boyu düşen, umarsız gaflet uykumdan aydım bugün. Anladım: Yıllar boyu hasretini çekip biriktirdiğim sevinin, içimde yarattığım siluetinin, matemindeyim.

 

Sen, derinlerimde özlediklerimi yansıttığım aynam...

Sen, suda aksi aşka aşık gönlümün..

Nehirler boyu engine doğru dans edense, bir ben!

 

Nur Figen Feslioğlu

az, öz

Az söylemek, saklamak değildir her zaman. Aksine, gereğinden çok anlatmaktır. Hele susmak. Yutmaktır aslında. Kırgınlıkları engellemek adına, özveride bulunmaktır. Saygıyı zedeleyip sevgiyi küstürmemek için, ödün vermektir. İçindeki aşk bahçesi ne kadar büyükse insanın, sessizliği de o kadar büyüktür. Sevda çiçeklerini bile, içine akıttığı sularla besler ki örselenmeden büyüsünler.

 

Söylememek sevmektir…

Söylemek ise ölüm fermanı (bazen)…

 

Aksi iddia edilse de, dilin kemiği vardır aşk lugatında!

 

 

nur figen feslioğlu

sök/me

Paketlenmiş duruyorlar. Rafların arasına sıkıştırılmışlar. Hepsi yarım kalmış, başlayıp da bir türlü bitiremediğim kazaklar. Sökmeye de kıyamayıp, öylece dertop edip, gözden uzağa ittiğim yarım işler...

 

Uzaktaki sizler gibi... Ellerimden kayan geçmiş zaman bahçeleri misali...

 

Şimdi sadece tozlu albüm sayfalarında yaşayan. Özenle ve hevesle başlayıp; pamuklarda saklayıp, sevip, okşayıp, içimde büyüttüğüm canlar. Yarın yeniden görüşecekmişiz gibi yaşanan belirsiz sonlar. Birer birer sessizliğe gömdüğüm hayaletler...

 

Oradasınız biliyorum. Başka yollarda ve bilmediğim kollarda da olsanız, bir iç çekiş yakınlığındasınız.

 

Nur Figen Feslioğlu

sözsüz söylencelerim...

Konuşurken yutkunmalarımı görmediniz değil mi hiç? Biliyor musunuz ne çok sözüm var, içimde biriktirdiğim! Dünyalarca umutlarım, hayallerim, isteklerim. Göğü delip geçecek, şövalyevari cesaretim.

Gözlerim. İki küçük renkli yuvarlakta biriktirdim hep seller altında kalan deliliklerimi. Yine de sevdim, bakarken. Üzdüm, ağlarken. Süzdüm, süzüldüm demir parmaklıklı kalpler arasından. Söylemedim ama bağırdım yıllarca. Dövdüm, dövündüm kısık nazarımda. Bilmediniz değil mi hiç? Anlamadınız!

Kanatlarımız kırılmasın istedim. Herkes keyfince uçsun diye, gökler boyadım en berrağından. Tamir ettim, merhem sürdüm, öptüm, okşadım. Hür kalplere çıkan yolda, hep vardım.

"Dur" demedim, duraklara güvenmedim. Susturmadım, söylenmeyeni özümsemedim. Yine de ben, hiç söze dökmedim. Bekledim. Cümleler ırmağında, akıntının ritminde yol almayı istedim. Özlemlerimi duymadınız değil mi?

Kör baktınız, sağır dinlediniz. Çok sevdiniz engelleri. Bayıldınız kalp kıran sözcüklere. Bırakamadınız kendinizi. Ne huzuru buldunuz, ne de buldurdunuz. Yolları kapatıp, dağları yıktınız. Ruhumu sislere boğup, göğe hasret bıraktınız.

Karanlık mağaralarınızdayız şimdi! Özenle ördüğünüz mutsuz taş duvarlarınızda, ölüyoruz beraberce!

Özleri, öldürüyoruz!! 
Nur Figen Feslioğlu


ek-sen!

Sıcak yuvalarınızın orta yerine dikenler eken sizsiniz. Yasak arka odalarda karanlık ayinler yapan da siz. Körpecik düşlerden pembe bulutları kaç kez çaldınız? Umutları kabız edip, kaç duvar ördünüz sevdiklerinize? Kucaklar dolusu istemeyi hak bilirken, bir parmak bal vermeyi de düşündünüz mü? Kim söyledi size, dünyanın ekseni olduğunuzu? Emin olun düşmez hiçbir kale yokluğunuzda. Hem zaten, siz kimsiniz?

 

Nur Figen Feslioğlu

gider...

Söylenmesi ertelenmiş kelimeler, sessizce cümleye yol alır. Sinsice büyüyen bir ur gibi, yorar huzuru, işgal eder. Fırtınalar estirir, aklı yere serer. Suçlu gibi direnir, gizlice öze işler. Dokundukça kızgınlaşır, yakınlaştıkça kaçar. Debelenir karanlıkta, yolsuz kalır, düşer. Ağlar, yalvarır; teslimiyetle azgınlaşır. Yırtar, sarsar; seviştikçe azalır. Yiter, düze iner, dorukları ova eder. Susar, susturur… Üzer, küstürür… Diner, dirilirken ezer… Her başlangıçta, biraz daha biter… Sabahlardan bezer… Hüzün giyinir günler…Söner dün, geceler…Gelir… Gider…

 

Nur Figen Feslioğlu

uzak kıyı...

Ulaşamayacağın kıyıya bahçe ekilmez… Sevgisizlik kurutur, çiçeğe durmaz. Bahara aldanıp güne yamanırsa da, kökleri küser, sevdayı bilmez. Hercai sitem eder, papatya boyun büker, yapraksız ağaçlara kuşlar konmaz. Sevemeyeceğin güzele bakma boşuna, karanlık mağaralara güneş girmez.

 

Nur Figen Feslioğlu

elmasız

Hiç elması olmayan, eksik masal… Yazılıp yazılıp nokta koyulamayan, yarım cümle... Yaza kışı, bahara güzü eken, esrik düş… Uzağa sarılan, yorgun kucak... Karanlıkta göremeyen, düşkün bakış... Yeşermeyen ağaç... Açmayan çiçek... Susulan özlemlerdeki sıkkın ter... Sağır kalbin aksak melodisi... Korku dehlizlerinin, bulanık seyri… Sallanmayan salıncak… Yıldızsız sema… Umudun ağır kapılarında tutsak huzur… Elma ağacının tepesinden inemeyen ürkek sevda…

 

Nur Figen Feslioğlu

« Önceki :: Sonraki »