< Blue Veil - Blogcu - Sayfa 3





bazen

Bazen, adsız uzak sıcak bir şehirde buluruz kendimizi. Rüya gibidir, büyük ihtimal de öyledir. Ilık, yumuşak seslerle kulağımıza üfleyen rüzgara kapılırız. Damağımıza bir parmak lezzet çalınır; ne olduğunu bilmesek de, çok severiz. İsimsiz sokaklarda, parka giden çocuklar gibi koştururuz. Üzerimizde hissettiğimiz gözleri çekincelidir; sıkılır ama hoşlanırız bundan, sessizce saklambaç oynarız. Kalelerimiz vardır; karşılıklı durur, komikçe koltuklarımıza tutunur, kımıldamayız. Bir tür bulmacadır sohbet; durmadan birbirimizin boşluklarını doldurur, ama yeni boşluklar bırakmayı da unutmayız. Yakın hep bir adım ötede durur, bir türlü o minicik mesafeyi aşamayız. Sadece biraz daha zaman kazanmak adına, ortaya atılan her oyunu oynamaktan yılmayız. Saatlere için için söylenir, kuşa böceğe, farklı sesler çıkaran her şeye, usulca, "lütfen gidin" bakışları fırlatırız. Oyun arkadaşımızla aramıza kimse girmesin isteriz. Düştüğümüz bir düş boşluğu da olsa, orada yüzmekten mutlu oluruz.

 

Derken, kaçınılmaz veda vakti gelir. Tekrarını dileyerek, bilerek ama istemeyerek soğuk yalnızlığımıza yürürken, şaşkınlıkla şarkı söylediğimizi fark eder, geceye gülümseriz. Şahit istemeyiz işte o an; yaşadığımız bizde kalsın, içimizde büyüsün diye kayan yıldızlara dileriz.  

 

Nur Figen Feslioğlu

dinlen...

Renklerinin cıvıltısından, karanlığa düşmek varsa bu hikayede… Yaşadığımız, başka gecelerden kalma, saklanmış bir çığlıksa… Yırtılan gök acılı,  yıldızlar yaralıysa… Al beni hazır bu limandayken… Isıt titreyen korkularımı… Islat kurak ruhumu…. Daha vakit var karşı kıyıya geçmeye, dinlen!

 

Nur Figen Feslioğlu

akışta..

Şimdi yok' tan yola çıkıp.. Kelimeleri geri alıp... Gözleri yalana boğup... Güneşle kiremitleri ısıtıp... Aşkları temelli kurutup... Ölümle ve doğumla el ele tutuşup...

 

Bekleme zamanı...

 

Nur Figen Feslioğlu

tutsak...

Uzak  bir aşk masalına tutsak, kadınlığım. Özlem doğuruyor rahmim. Hasret döllüyor günlerimi. Onmaz yaralarım kanıyor içten içe. Ket vuruyor yollar düşlerime. Tuzak bir sevda bahçesine dökülüyor gözyaşlarım. Tuzlarım kurutuyor saklı tohumları. Kuraklık canımı eksiltiyor yavaştan. Dünlerim gölgeleniyor. Yarınlarım düşüyor. Binlerce kürtajla boşalıyor bedenim. Kara bir boşluktan başka hiçbir şey kalmıyor benden geriye. Feza çürüyor, gün ölüyor.

 

Nur Figen Feslioğlu

başka biri...

Yine tanımadınız demek. Daha dün, uzun uzun sohbet etmiştik oysa. Nasıl olup da her görüşmemizde değiştiğimi söylersiniz? Her gün renk değiştiriyor olabilirim. Günbatımlarında kokum buruklaşabilir. Akşam kuşattığında bakışlarım donuklaşır, haklısınız. Durmadan çoğalan kırgınlıklarım umutlarımı azaltıyor, biliyorum. Işığı kaybediyorum git gide, farkındayım. Sesimin geçen zamanla melodisini yitirdiğini de fark etmişsinizdir, eminim. Fakat, dikkatli bakmalısınız; cesur adımlarımdaki ürkeklik hep aynıdır. Kırık kanatlı, uçmayı unutmuş, kaç martı tanıyorsunuz benden başka?

 

Nur Figen Feslioğlu

son çanlar...

Çanlar çaldı en sonunda. Hem de hepsi bir arada. Hazırlan dediler, bu sefer sıra sende. Neyse gördüğün buraya kadar, yaşanacaklar askıda. Soğuk bir odaya koydular, gökyüzünden uzakta. Söküp aldılar kalbimi, aşk kaldı dış kapıda. Bir de martı verdiler, akıl kaldı uzakta. Ağıtları susturdular, küskün beden tuzakta. Korkma teslim ol dediler, son geldi yakınına.

Yabani...

Unut yabani martıları, vefasızdır onlar. Bir adım yaklaşsan, bin ömür kaçarlar. Tertemiz baksalar da, durmadan can yakarlar. Yıldızları bilmezler; baksalar da kördürler. Ne semadan anlarlar, ne umuda yoldurlar. Aldanma güzelliklerine, özde karanlıktırlar. Bırak martı düşlemeyi, aşka düşmandır onlar.

mahrum

Çokken yokluğa vardı yine yolum. Uzak düşleri yakın etmeyi dilerken, mahrumiyetin kurağına ulaştım. Hasreti ince ince işlerken yarım kalbime, özlemi öldürdüm soğuk rüzgârında. Her nereye çevirdiysen dümenini, göremedim, yakınına eremedim. Sevdim sevemedim, koştum yetişemedim. Gurbet sofrasında, ersiz kaldı sevim. Sende ben, bende sen olamadıkça, umutlarıma ihanet ettiğimi iyice belledim. Seni sana, beni bana emanet ettim. Yarınıma öksüz bir sevda daha ektim. Bu masalı da, dünün yaşanamamışlıklarına ekledim.

 

Nur Figen Feslioğlu 

ıslak...

Ipıslak deniz bile, gör ki aklından şüphede. Gök ıslak, yer ıslak; doğa insanla arbedede. Dur’ u, sus’ u anlamayan, deli dünya kapanda. Ten ıslak, göz ıslak; cehennem az ötede.  

vesvese

Bir ses sadece... Beklenmedik zamanlarda esen bir kuzey rüzgarı... Üşüyen sevdayı birdenbire alevlere boğan bir "canım"... Daha gitmeyi öğrenemeden, yolun yarısında dur diyen "özledim"... Aynı anda dudaklardan dökülen "kiraz zamanı"... Vedalaşma paniğinde, bir ağızdan söylenen "seviyorum"...

Sevda ayrılığa yol da olsa, ayrılık sevdadan hariç!

 

Nur Figen Feslioğlu

« Önceki :: Sonraki »